Anasayfa » İşveren Markası » Yazıyor yazıyor yazıyor: Türkiye’nin ilk İşveren Markası Uzmanı yazıyor!

Yazıyor yazıyor yazıyor: Türkiye’nin ilk İşveren Markası Uzmanı yazıyor!

Cengiz Çatalkaya’nın yetenekvekariyer.com blogunda 27.08.2013 tarihinde röportajım yayımlandı. Cengiz Bey’e Yetenek ve Kariyer’de bana yer verdiği için sonsuz teşekkürler.  Benim çok keyif aldığım ağırlıklı olarak pozitif yorumların geldiği bir röportaj oldu. Hatta bu röportajdan sonra çok güzel teklifler geldi. Benim için en önemlisi ise 2013-2014 eğitim yılında üniversitelerde konuşmacı olarak yer alacağım, güzel projeler geliyor 🙂 Bunu da blogumdan ilk kez paylaşmak istedim.

Bana sorulan bazı sorular için bir blog yazısı yazmamın daha uygun olacağına karar verdim. 

 

Öncelikle Türkiye’nin ilk İşveren Markası Uzmanı unvanından bahsedelim istiyorum. Bu işi farklı farklı unvanlarda yapan benden çok daha önce başlayan örnek aldığım kişiler var. Bunu hiçbir zaman inkar etmedim etmem de. İnsan kaynakları, kurumsal iletişim, pazarlama bu alanlarda çalışıyor. İnsan kaynaklarında işveren markası pozisyonu olan iki firma var.  Schneider Electric ve Garanti Bankası. Burada da müdürlük unvanı altında işliyor. Schneider Electric’te bu işten sorumlu Sevgili Onur Basat zamanında İşe Alım ve İşveren Markası’ndan Sorumlu İnsan Kaynakları Uzmanı olarak çalışıyordu. Kendisi ile tanışıklığım olduğum için ve en azından kendisini bu şekilde bana tanıttığı için emin konuşabiliyorum. Şu an zaten Sevgili Onur Basat çok başarılı bir şekilde çalışıyor ve İşe Alım ve İşveren Markası Yöneticisi/Müdürü olarak çalışma hayatına devam ediyor. Dolayısıyla ben kimseyi yok saymadım 🙂 Direkt olarak İşveren Markası Uzmanı unvanını Türkiye’de kullanan ilk kişiyim. Bu konuda sorular geldiği için bu ilk olma konusuna da açıklık getirmek istedim.

 

Bir diğer konu işveren markası kesinlikle iki etkinlik düzenlemek ya da kulüp kurmak değil. Böyle olduğunu sanan yok mu var. Zaten benim amacım da bu yazıda ne olup ne olmadığını anlatmak. Röportajda her şeyi anlatmak imkansızdı. Bilimsel bir içerik yazsaydım ya da adım adım işveren markasını anlatsaydım emin olun tüm tanımlamalara yer verirdim. 

 

Peki biz neler yaptık?

Biz bu süreci başlatırken stratejimizi oluşturduk. Şirketin tepe yönetim hedeflerinde de yer verdik. İçeride araştırmalar yaptık. Şu an neredeyiz dedik bunu derken içerideki birçok noktada kırımları inceledik. Sonrasında mevcut işveren algısını ölçmek için anket uyguladık. Ortaya bir algı çarkımız çıktı. Çalışan değer önermemizi, vaadimizi oluşturduk. Burada anahtar kavramlarımızı oluşturduk aynı zaman da da risk alanlarımızı belirledik. Bir sonraki adımımız SWOT Analizi oldu. Şu an nerede olduğumuzu belirlemiştik sırada nerede olmak istiyoruz sorusuna cevap verdik. Ve olmak istediğimiz yere ulaşmak için neler yapmamız gerektiğini netleştirdik. Bunlar oldukça kapsamlı çalışmalardır. En sonda işveren markası değer önermesini ve bu değer önermesinin özelliklerini belirledik. İçeriye adım adım duyurmaya başladık. Ve insan kaynaklarının tüm fonksiyonlarını bu süreçte inşa ediyor ve değiştiriyoruz. Kısa süreli bir etkinlik zinciri yapmıyoruz. Politika ve uygulamalar olarak bir döngü içerisinde ilerliyoruz. Seçme ve yerleştirme, performans  geliştirme, eğitim ve gelişim, takdir ve ödüllendirme, iç iletişim, itibar, ücretlendirme ve yan haklar, çalışma ortamı, ölçümler, motivasyon, kültür ve değerler, yetenek yönetimi, kariyer yönetimi, üst yönetimin de içine aldığı bir süreçten bahsediyoruz.

Güçlü bir işveren markası yaratmak için adım attık ve temelde üç faydasını göreceğiz: Etkin bir işe alım, çalışanları elde tutma ve çalışan bağlılığını arttırmaktır. Bunlar da insan kaynaklarının performansını dolayısıyla şirketin performansını arttırmaya olanak sağlar.  Şirketin stratejik hedeflerine ilerlerken işveren markası ile de konumlandırıyoruz.

 

Güçlü bir işveren markasına sahip olunduğunda;

  • Şirketin maliyetleri azalır. Yapılan araştırmalarda özellikle de şirketin işe alım maliyetlerinde ve çalışanların hastalık devamsızlığında azalma görülmüştür.
  • Çalışanın müşteri memnuniyetini sağlamada artış. Çalışan memnuniyetindeki artış doğru orantılı müşteri memnuniyetini arttırmaktadır.
  • Şirketin finansal performansının artışını sağlar. Daha fazla gelir, değeri, kar marjı ve toplam yatırım geri dönüşü elde edilir.
  • Şirket içi iletişimi arttırır.
  • Çalışan bağlılığı artar.
  • Kurumsal itibarın artması

Benim çalıştığım şirket genç ve hızlı büyüyen bir şirkettir. İnsan kaynağına değer vermekte ve işveren markası algısıyla konuya odaklanmaktadır. Hep diyorum henüz ülkemizde insan kaynakları bile tamamı ile anlaşılmamışken işveren markasının anlaşılması kolay olmayacaktır. Eminim yıllar önce Türkiye’de personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine geçişte yaşanan sıkıntılar günümüzde de insan kaynaklarından işveren markasına geçişte yaşanacaktır. Yeni bir yapıda sıfırdan inşa ettiğimiz bu süreç köklü firmalara göre daha kolay şekillenmektedir bunu da unutmamak lazım. Biz şanlıyız üst yönetimin desteği söz konusu. Şirketin hedefleri arasında yer buldu. Biz içeride çalışanlarımızı, adaylarımızı ya da aramızdan ayrılanları kendilerini özel hissetmelerini sağlıyoruz, minik dokunuşlarla süreçlere de dahil ediyoruz. Müşteri gibi düşüyoruz ve bu ruhu yakalıyoruz. Tabii ki işin içinde röportajda da bahsetmiş olduğum etkinlikler, kulüpler vs. var ama sadece bu değil. Ben daha çok renkli kısımlardan bahsettim satır aralıklarını iyi okuyabilen kişiler tüm süreçlere entegre ettiğimizi anlayabilir işin boyutunun sadece etkinlik olmadığının sonucunu çıkartabilirlerdi. Satır aralarını okumak zordur, iyi okuyucu olmak gerekir bu da bana ders oldu daha net ve detaylı yazmam gerektiğini öğrendim. 

Neyse genel olarak gayem Türkiye’de insan kaynaklarına önem verilmesi, insan kaynaklarının etkin rol alması, rekabet üstünlüğü ve şirket performansını sağlamadaki rolünün anlaşılması ve  üst yönetimin desteği ile buluşmasıdır. İşveren markası bunların olması adına daha büyük perspektiften bakıyor. Unvana takılmadan İK için çalışalım bence 🙂 Bu arada başlığa takılacak olanlar olacak onlar için de diyorum ki biraz rahat olun gülelim dalga geçelim hatta kendimizle bile 🙂

 

Son olarak en çok sevdiğim Sezen Aksu parçası ile yazımı tamamlamak istiyorum.

 

Gülümsemeyi ihmal etmeyin, keyifler ve sevgiler 🙂 

 

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

1 Yorum

Yorum yaz

E-mail adresiniz hiç kimse ile paylaşılmayacaktır. Yıldızlı alanları doldurun. *

*

Scroll To Top
Önceki yazıyı okuyun:
Kendi İşlerini Robotlara Öğretiyorlar

Robotlar, insanların yaptığı işlerin sorumluluğunu almaya başlamadan önce insanların yapması gereken son bir şey daha var. O da mesleklerini robotlara...

Kapat